Sıradışı

İncil’deki İsa mı ? Apollonius mu ?

Apollonius ile İsa’nın yaşam öykülerinin temel noktaları arasında benzerlik vardır. Tıpkı İsa’nın geleceğini baş meleğin annesine önceden duyurulması gibi, Apollonius’un da dünyaya geleceği doğmadan önce ulak tarafından duyurulmuştur. Apollonius, İsa’nın doğduğu varsayılan yılda (M.Ö. 4) aynı gizemli tarz içinde gerçekten doğmuştur. Her şey Apollonius ile İsa’nın mucizevi güçlerine boyun eğmiştir ve her ikisi de körlerin gözlerini açmıştır. Tıpkı çoğunlukla İsa’nın keskin bir bıçakla vücuda çizikler atarak akan kanın içindeki ruhu dışarı çıkardığı gibi, Apollonius da cin çıkarmıştır. İsa ve Apollonius, topalı yürütmüş, ölmüşü hayata geri döndürmüş, seyircilerinin düşüncelerini okuyabilmiş, bazen mucizevi bir şekilde gözden kaybolmuş, şarap içme alışkanlığından ve kadınlardan uzak durmuşlar, gösteriş için süslenmekten ve tutumsuz bir yaşam sürmekten sakınmışlardır. İsa gibi Apollonius da, asla çalışarak öğrenmediği pek çok lisanı konuşabilmiştir, daha bir bebekken tanrı olduğunun kanıtlarını sunmuştur, çocukluğunda olağanüstü bilgelik göstermiştir, içsel hayatın aynı öğretisini öğretmiştir, ölümden dirilmiştir, ölüp dirildikten sonra havarilerine görünmüştür.

İncillerin İsa’sının yaşadığına tanıklık eden ve 50’li yıllar öncesine ait olan hiç bir bilgi veya belgeye rastlanılmaması, yani ikinci asırdan önce ne paganların eserlerinde ve ne de yahudi kaynaklarında İsa’nın adından bile söz edilmemesi; günümüzdeki pek çok araştırmacı, İsa’nın mitos bir kişi olduğu ve gerçekte hiç yaşamadığı içeriğinde görüşleri ileri sürmüşlerdir. Diğer taraftan, Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Kemerhisar beldesinde bulunan antik Tyana kentinde M.Ö. 4 yılında doğmuş Apollonius’un, biyografisini ilk yazan Flavius Philostratus’un (175-245) 217 yılından önce yapıtı yazmamış olduğunun kesinleşmesi; Hıristiyanların, İncillerde İsa’yla ilgili yazılanların Apollonius’a uyarlanmış olduğu, ilk kaynağının veya ilk örneğinin İsa veya İnciller olduğu, kopyasının Apollonius olduğu vs içeriğindeki itirazlarına neden olmuştur.

Kutsal Kitap’ın Yunanca yazılmış dört İncilinden hiç birinin kodeksine ulaşılamamış veya bunların Aramice yazılmış orijinal metni bulunamamıştır. Orijinal metinleri olmayan bu dört İncil’in, son şeklinin 397 yılında oluşmaya başlaması, geçen süre boyunca bu dört İncil’e yapılan ilave veya çıkarmaların nelerin olduğunun belirlenememesine, İncillerde İsa’yla ilgili yazılanların Apollonius’un hayatından aktarma veya uyarlama yapıldığı sonucuna ulaşılmasına neden olmuştur. Örneğin kodeksine ulaşılan bu İncillerden hiç birinde ölmüş bir kıza dokunarak İsa’nın genç kızı diriltmesi olayına rastlanılmadığı halde; Sinoptik İncillerde İsa’nın, Apollonius gibi genç kızı diriltmesi, aktarma olduğu kuşkusuna neden olmuştur. Apollonius’tan İsa’ya aktarma ya da uyarlama yapıldığının belki de en önemli nedeni; bölgeyi karış karış gezmiş olsa da İncillerdeki İsa’nın Kudüs’le tanınan Yahuda diyarı dışına hiç çıkmamış olmasına rağmen, Apollonius’un ömrünün tamamına yakın bir kısmını gezerek ve öğrenerek değerlendirmiş olmasıdır.

İmparator Constantine tarafından 325 yılında toplanan 1. İznik Konsilinde alınan kararlarla ve İsa’dan başka tanrı olmadığı imanıyla; diğer tanrı ve tanrıçaların olduğu kadar Apollonius’un da tapınakları yıkılmış, karakter ile söylenceleri İsa’ya ait kılınarak adı unutturulmuştur. İlk Hıristiyanlara göre Apollonius, ruhlarla (cinlerle) temasa geçen ve bu ruhlar aracılığıyla şifa dağıtan bir büyücüydü, asırlardır paganlar tarafından geliştirilen kan akıtılarak veya bedende saklanmış bu ruhla doğrudan konuşarak cinin vücuttan çıkartılması yoluyla hastaları iyileştirdiği için kendisinde de kötü ruh (ya da sihir) bulunan bir sihirbazdı. Apollonius’u aşağılamak ve kötülemek için, asırlardır, onu cinlerle temasa geçen, bedenden cin çıkartarak şifa dağıtan ve kendisinde de cin olan sihirli bir kimse ve sahte şifacı olarak gören katolik kilisesi; ilk kurulduğu andan itibaren, paganların uğraşı sahası olan cin bilgisini kendisi devralmış ve paganlara özgü şifa yöntemlerinden biri olan cin kovma maharetlerini uygulamıştır.

“İşte Apollonius’un yaptığı bir mucizevi iş daha: Bir kız evlenemeden ölmüştü ve damat tabutun arkasında yürürken bütün Roma onunla birlikte ağlıyordu. Apollonius onların acılarını görünce, tabutu yere bırakın, bu genç kız için tutulan yasa gözyaşlarımla katılacağım dedikten sonra kızın ismini sordu. Kalabalık onun kısa bir nutuk atarak cenaze töreninde kızı onurlandıracağını zannetti; fakat Apollonius konuşarak teselli etmek yerine sadece kıza dokundu, fısıltıyla tılsımlı sözler söyler söylemez ölü görünen bu genç kız hemen uyandı ve çok yüksek sesle bağırmaya başladı, babasının evine geri döndü, kız Heracles’in iffetli bakire Alcetis’i öldükten sonra hayata geri döndürmesi gibi dirilerek yaşama kavuşmuştu. Genç kızın akrabaları, Apollonius’a 150.000 sesterces para vermeyi teklif edince; o, bu parayı drahoma (çeyiz) olarak hayata kavuşan genç bayana verin dedi. Apollonius’un dokunmasıyla birlikte, kızın teninde bir sıcaklığın başlaması, ne benim ve ne de bu mucizeye tanıklık edenlerin anlayabileceği gizemli bir deneyimdi.” (Philostratrus, 1962; 153)

Yunanistan ve Roma’da henüz daha İsa’nın adı dahi duyulmadığı ve İncillerin dahi henüz yazılmadığı yıllarda Apollonius’un bir hristiyan tanrısı olduğunu kanıtlayan, İsa ile Apollonius arasındaki bu benzerliklerin çoğuna; havari Damis tarafından tutulan günlüğü ve yazılan mektupları imparatorluk arşivindeki belgelerle bir araya getiren Philostrotus’un kitabında rastlanılmıştır. “Güzel parlak bir ışık halinde Apollonius’un yüzünün görünmesi ve söylediği sözlerinin tanrısal hale gelmesi, bize İsa’nın görünümünün değişmesini anımsatmaktadır. Apollonius’un bir kasırga nedeniyle Efes’te kalması, İsa’nın fırtına nedeniyle su üzerinde kalmasını canlandırmaktadır. Burada bir soru kendiliğinden ortaya çıkmaktadır, Apollonius ile İsa arasındaki bu hikayeler nasıl oluyor da bu kadar birbirine benziyorlar? Birinden diğerine anı veya eser hırsızlığı yok mudur? Apollonius’un mucizeleri İsa Mesih’e aktarılarak yeniden oluşturulmuştur. İlk hıristiyan yazarlar, Apollonius ve diğer Doğunun tanrılarının İsa’nın yaptığı mucizelerin aynısını yaptığını, havarilerine de bu gücü verdiklerini, isteksizce ve nadiren de olsa kabul ederler. Yunan ilahiyatındaki bakireden doğmuş tanrıların hikayelerinde de, hiç görülmedik harika işler ve mucizevi olaylar kaydedilmiş; bu tanrı-insanlar ümitsiz hastalara şifa vermiş, felçlileri ayağa kaldırmış, körlerin gözünü açmış, kötürümleri yürütmüş, ölmüşleri hayata geri döndürmüştür. Bu pagan tanrıların en önemli mahareti, tıpkı İsa’nın Samiriyeli kadının mazisini bilmesi gibi, havarilerinin olduğu kadar karşılaştığı muhtelif insanların ne düşündüklerini o anda bilmeleriydi. İsa gerçek ışık, içteki ışıktı (Yuhanna 1: 9); Osiris de kurtarıcı ışıktı, Pisagor ışık ve gerçekti, Apollonius dünyanın gerçek ışığıydı, Simon Magus bile tüm insanların ışığıydı.”

 

Apollonius’un İsa’nın İncillerdeki mucizeleriyle donatılmış hayatı, Eusebius’ta öne çıkmış olsa
da günümüze gelinceye kadar etkileri görülen hıristiyan polemik arenasının en hararetli tartışmaları haline
getiren neden; Palmira, Bitinya ve İskenderiye valisi iken Apollonius’un izlerinden yürüyen Hirocles’in
305 yılında yazdığı kitapla, İncillere kaynak sağladığı iddiasıdır. Apollonius’un sergilediği ölüye
dokunarak dirilten, körün gözlerini açan, topalı yürüten ve hayvanlarla konuşan mucizelerini tanrısal
olarak kabul etmek yerine şeytani olarak yeren bütün hıristiyanlar gibi Eusebius da; Contra Hieroclem
isimli eserinde, “Apollonius’u bilge ve erdemli bir insan olduğunu kabul etmiş görünse de, bu mucizevi
işleri Apolonius’un kendisinin yaptığıyla ilgili yeterli kanıtın olduğunu reddeder. Apollonius’un
mucizelerine karşı Eusebius’un tutumu, son derece ilginçtir; şayet bu harika işler olmuşsa bu kesinlikle
tanrıdan değil de şeytanlardan olmuştur.” (Mead, 1981; 42) Pek çok hıristiyan da, tanrının işlerinden
olarak görülen bu mucizeleri gösterme yetkisini İsa’nın kendi havarilerine devretmesi (Matta 10: 1,
Markos 3: 13, Luka 6: 12), bu mucizeleri yapan havarilerin asla tanrılaşmaması nedeniyle; kayıtlara
geçen olağanüstü işleri yapmış dahi olsa Apollonius’un asla tanrı olamayacağını öne sürmüşlerdir (Clyde,
1976; 92). Philostratus’un ve Hierocles’in yazdıklarını çok ciddi bir şekilde inceleyen ‘Eusebius, tıpkı
diğer hıristiyan apolojistler gibi konuyu tek taraflı olarak irdelemiş, İsa’nın mucizelerini hıristiyanlığa
yabancı kalan belgelerde rastlamayı utanç verici olarak nitelendirmiştir’ (Mead, 1981; 43).
Apollonius’un İncillerdeki İsa’nın mucizelerini yapmış olmasıyla ortaya çıkan bu mucize sorunu; daima
aynı iddialarla gündeme gelmiş, tarafların birbirlerini anı çalma ithamında bulunmalarına yol açmıştır.
Pagan bir filozof olmasının çok ötesinde tapınaklarda tanrı olarak da tapılan Apollonius’un tüm
mucizelerinde kötü ruhların (cinlerin = şeytanların) aracı olduğu içeriğindeki, hıristiyan suçlaması altında
kalan taraftarları; İncil yazarlarını, Apollonius’un hayatını çalmakla itham etmişlerdir.

 

kaynak:Kürşat Haldun AKALIN – Yeni Ahitteki Tyanalı Apollonius

 

Oyunuz kaydedildi! Şimdi paylaşabilirsiniz!


Ne Düşünüyorsun?

  • Beğen
  • Hahaha
  • Sevimli
  • İnanılmaz
  • Üzgün
  • Sinirli

İlginizi Çekebilecek Benzer Yazılar


Düşüncelerini bizimle paylaşır mısın?

Düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

To Top
Paylaşım

Ayıp Ama!

Lütfen AdBlock eklentisini sitemiz için devredışı bırakınız!