Tarih

Hallâc-ı Mansûr’un Kaleminden Övgülerle Şeytan

Hallaç eserlerinde ayrıntılı bir şekilde şeytanla meşgul olmuştur.
İslamiyet’e göre, iblis veya şeytan, Allah’ın bütün melek
ve ruhlara Hz. Adem’e secde etmeleri yolundaki emrine itaat etmediği
için lanetlenmiştir. Vaktiyle “meleklere öğretmen”lik yapan
ve üstelik ateşten yaratılmış olduğu için gurur duyan şeytan,
bu emre itaat etmez ve lanetlenir. Hallaç ve ondan sonraki bir çok
sufi, şeytanı, birliği tanıyan yegâne yaratık olarak övmüşlerdir.
Şeytan, Tanrı’dan başkasına nasıl secde edebilirdi? Burada oldukça
girift bir mesele ile karşı karşıyayız. Tanrı, şeytanın Âdem’e
secde etmesini emretmişti; fakat, kendisinden başka kimseye secde
edilmemesini emreden de O değil miydi! Şeytan bu ikilemden
nasıl sıyrılabilirdi? Özünde şeytanın itaatsizlik etmesini isteyen
Tanrı idi; yoksa o kendi iradesiyle emre itaatsizlik edemezdi.
Gerçek âşık, sevgiliye itaatkârdır ve sevgiliden yüz çevirmek yerine,
onun lanetini bir şeref nişanesi olarak kabul eder. Hallac’m
bazen kendine de atfettiği şu mısralar, şeytanın çıkmazını tasvir
etmek açısından dikkate şayandır:

Elleri bağlı denize attı ve seslendi:
Dikkat et, su ıslatmasın seni!

Kitab et-Tavasin adlı eserinde bu konuyu geniş bir biçimde
işlemesi, onun, ilâhı irade ve İlâhî emir ikilemi karşısında ne kadar
büyük ızdırap çektiğini göstermektedir. O burada kendini
şeytanın ve Firavun’un yanına koymaktadır; çünkü burada adı
geçen herkes “Ben” demiştir. Şeytan: “Ben ondan (Âdem’den) daha
üstün üm .” dedi. Firavun ise “Benim en büyük Rabbiniz.” (Sure
79/24).* Hallaç: “Ben Yaratıcı Hakikatim.” dedi. Bu “Ben” sözü
nün arkasındaki sır, Hallac’tan sonraki sufilerin daima zihinlerini
karıştırmıştır. İslam’ın en büyük mistik şairi Mevlânâ Celâleddin
Rumî’nin de Mesnevi’de, Hallac’ın “Ben”i ile Firavun’un
“Ben”ini karşılaştırdığı meşhur bir şiiri vardır.**
Rumî’nin Mesnevisi’ndeki karşılaştırmaya istinaden bir şiir
yazan Friedrich Rückert, şiirinin son bölümünde şöyle seslenmektedir:
Cezbe hâlinde Bir’liğe kavuştuğunu
Sanarak övünen kimse,
Bir gün kendinden geçtiğinde
T anrı ’ya sordu
“Niçin Firavun’u
‘Ben Tanrıyım ’ dedi diye
Yaktın azap ateşinde?
Halbuki Hallac’ı,
Göklere yükselttin.

Hallaç, cezbe anında kolaylıkla yanlış anlaşılabilecek sözler
ve mısralar söylerdi. Kullandığı dil güzel olduğu kadar da zordu;
onun ifadelerindeki ince farkları kolaylıkla kabalaştırmak mümkündü.
Bunlar sahibinin kâfirliği konusunda kolayca delil olarak
kullanıldı veya daha sonraki çağlarda onun panteist veya monoistliğinin
ispatı şeklinde yorumlandı. Massignon, büyük emek
harcayarak onu bu tü r panteist yorumlardan kurtarmış ve onun
klasik İslama has kişisel mistisizmi, varması gereken mantıklı sonuca
götürdüğünü göstermiştir.
Hallaç ve onun acıklı sonu, onunla ilgilenen herkesi huzursuz
etmiş ve çok üzmüştür. Onun, her yerde var olan ve hiçbir yerde
olmayan, istediğine görünen ve istemediğine görünmeyen ezelî
Yaratıcı ve Tanrı’ya seslenişleri, sevgi ve hasret doludur. İlâhî birliğe
duyduğu hasreti ve cezbe anında zaman zaman gerçekleştiği
anlaşılan vuslat anlarını dile getirdiği çoğunlukla sade motiflerle
süslü mısralarının sedası insanı kendisine hayran bırakır. Hallac’m
ölümünden sonra derlenmiş olsalar da Kitab et-Tavasin’in
kafiyeli bölümleri büyüleyicidir ve Hallac’m çok önemh bazı gö27
rüşlerini içerir: Hz. Muhammed için yazılmış büyük methiye, şeytanı
savunması ve ilk defa burada karşımıza çıkan, sonradan İran
lirizminde en çok işlenen konu olan pervane ve mum motifi gibi.
Çeşitli eserlerin Batı dillerine tercüme edilmesinden sonra Goethe,
Rahmet Hasreti adlı şiirinde bu motifi kullanmıştır.
Öte yandan aynı eserden Hallac’ın Bağdatlıları nasıl hayretler
içinde bıraktığını, ibadet esnasında halkın alışık olmadığı davranışlarda
bulunduğunu, örneğin amuda kalkarak ibadet ettiğini de
(muhtemelen burada yoga etkisi söz konusudur) öğreniyoruz.
Hallac’m zaman zaman bilerek yaptığı aykırı hareketler insanları
rahatsız ediyordu. İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor: Acaba
bugün. Hallaç gibi, mutlak ilâhı birliği arayan ve dinin radikal bir
biçimde içselleştirilmesini talep eden ve bunları hasret dolu haykırışlarla
gösteren garip bir insan çıkıp gelse, ona nasıl davranıhrdı?
O inananları imtihana çağırırken, onun çağında Bağdat’ta
bir ilâhiyatçı veya sade bir vatandaş olsaydık, tepkimiz ne olurdu?
Ne derdik? Onun vaazlarını inanılmaz bir küstahlık olarak
mı görürdük, yoksa mecnunluk mu sayardık?

Oyunuz kaydedildi! Şimdi paylaşabilirsiniz!


Ne Düşünüyorsun?

  • Beğen
  • Hahaha
  • Sevimli
  • İnanılmaz
  • Üzgün
  • Sinirli

İlginizi Çekebilecek Benzer Yazılar


Düşüncelerini bizimle paylaşır mısın?

Düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

To Top
Paylaşım

Ayıp Ama!

Lütfen AdBlock eklentisini sitemiz için devredışı bırakınız!